Its really complicated actually ..
But on the other hand this rebel is a reaction to government what they've done in the past 11years..
If you are going to increase pressure first of all you should know how to control and manipulate society.
The government especially prime minister manipulating well but they cant control the people who isnt agree with them..
But they and most importantly prime minister keeps forgetting, no.. no.. not forgetting denying to apply this main rule first. He says that he has his own people who voted for him and he is seperating the country , classifying people and ignore the rest of his believers.
The police units who have permission to use some chemical gasses are doing cruel intervention to the people. There are so many people wounded in protests, some of them went bilnd because of capsules of pepper sprays, smoke grenades..
They are using phsysical power against people .Beating them brutally..We all just saw overpowered intervention to us. Almost everyone has physical damage on their bodies. Conclusions are gonna get worse if police wont retreat. Almost every city joined this movement against government .
But the press i mean tv channels , newspapers are not showing these to the other people around country. Because all of popular channels are ruling by government. News are useless most of time. Only Halk tv is showing what happens in Turkey during this situtation and they are doing it live brodcasted.
In Turkey modern democracy has never ruled by government since 1938 when the great leader Mustafa Kemal Atatürk dies.
Its hard to bring our people together but it happened and the results are inevitable.
There is one of the most expensive country in the world. No balance between people and between salaries .
We are seperated and classified by our lifestyles,salaries and ideas.. Despite these prostests prime minister says that he's kind of an unstoppable he's gonna do what he wants again if these protests wont work..
At last this country has a unique people as itself. It cannot be changed by anyone... And its not a secret..
3 Haziran 2013 Pazartesi
18 Nisan 2013 Perşembe
pasajlar.1
Özel insanlarla geçirilen özel günler …
İçinin huzur dolması..
Kafanı gereksiz şeylerin meşgul etmemesi. O anki mutlulukla yüzdeki
durdurulamayan tebessüm.. Hatta öyle bir durum ki sanki o anın öncesi ya da
sonrası yok. Gecenin bitmemesi temennileri.. Gecenin sonunda ise gerçek dünyaya
donüş.
Dramatik ...
17 Nisan 2013 Çarşamba
uzun hikaye bölüm.3
25 Mart 2012
Alacaklı Alman Hükümeti’ne 25 Mart 2012 tarihiyle beraber
ödenecek borç kalmamış Alman Hükümeti borçlu yakını tarafından şu ana kadar
ödenen miktarı yeterli bulmuştur…
Oliver
Zimmermann
Alman-Türk
Mali Komisyonu Başkanı
İşte bu belgeydi tüm bağı, tüm hatırası ailesiyle ilgili… Ne
bir resim kalmıştı beraber çektirdikleri ne de bir kartpostal vardı doğum gününde
aldığı… o hep bir özlemle bakacaktı bu tebligata... Kimine göre göre anlamsız
bir kâğıt parçası olsa da Rıfat onu saklayacaktı ömrü boyunca. Çekilmeyen
fotoğraflara, gönderilmeyen kartpostallara sayacaktı bu resmi belgeyi...
Dedesi de biliyordu bu durumu ve hiçbir şey diyemiyordu
düşünse bile sözler ağızdan çıkamadı hiçbir zaman. Rıfat’ı seviyordu sevmesine
ama ona göre çok daha önemli bir şey vardı onunla bu özel çocuk arasında. O da
saygıydı. Rıfat sınırlarını o kadar iyi biliyordu ki kurcalamaması gereken
yerleri dedesini de kendine benzetti bir sure sonra...
uzun hikaye bölüm.2
O nefret ettiği anne ve babasının öldüğünü söylüyordu karşıdaki
tok ses... Rıfat yutkunmaya çalıştı ancak boğazı o kadar kurumuştu ki onu bile
yapamıyordu. Hani onun için bir değer taşımıyorlardı? Hani nefret ediyordu
onlardan? Yüzlerini yalnızca fotoğraftan gördüğü, 24 yıldır onu ne arayıp ne
soran iki insan niye birden bu kadar önemli olmuşlardı? Cevap vermediği soru
sayısı fazlalaşınca dudağını ısırırdı hep... Bu kez o kadar güçlü ısırmıştı ki
dudağın derisi yerine kendisinden bir parça kopardı. Kanın tadını alıyor ancak
içinde bulunduğu duruma hala bir anlam veremiyordu. Apar topar önce dedesinin
yanına gitti.
Dedesi de şaşkınlığını gizleyemiyor, ne diyeceğini
bilemiyordu Rıfat’a karşı. 70 yıldır kazandığı deneyim, eriştiği olgunluk
birden kayboluvermişti. Kaybolmasa bile saklanmıştı bir yerlere. İyi saklanmış
olsa gereklerdi ki bulamadı ihtiyar adam tam ihtiyacı olduğunda bulamadı,
Rıfat’a karşı ilk kez bu kadar samimiydi. Duygularını saklamıyordu ilk kez.
Ağladılar karşılıklı...
Bir fotoğraf albümü çıkardı Ali Eşref Bey. Kızı da vardı bu
albümde... Ona biraz da özlemle baktı ancak iş işten geçmişti ve seçimler
yapılalı çok olmuştu. Belki de kaçınılmaz son beklediğinden biraz daha erken
gelmişti. Rıfat resimde gördüğü küçük kızın annesi olduğunu biliyordu ama o
kadardı. Bugüne kadar görmediği annesinin çocukluk albümünü görünce Almanya’ya
gitmeliyim dedi içinden... Ne de olsa o bir evlattı ve her ne kadar yaşayamadığı
aile saadeti onu dizginlese de bu son görevi başkasına yaptırmayacak,
defnedilirken ailesinin basında duracaktı.
Her ne kadar tanımasa
da onları, meğer ne kuvvetli duygular hissediyormuştu anne-babasına karşı?
Hemen bir uçak bileti aldı ve Almanya’nın yolunu tuttu.
Dedesi de gelmek istedi onunla ama Rıfat onun kalbinin bu olay karsısında zaten
yorulduğunu ve bir de uçak yolculuğunu kaldıramayacağını duşundu. Uçağa
giderken arkasından el sallamakla yetindi dedesi.. Aynı gün içinde Berlin
havaalanına geldi. Onu karşılayan bir grup polis karşısında şaşkınlığını
gizleyememiş de olsa onların aracına binip önce morga sonra da polis merkezine gitti.
İşte o an belki de dünyadaki insanlarının %99 unun
yaşayamayacağı ve hiçbir zaman tadamayacağı bir duyguyu tattı. Anne ve babası
profesyonel hırsızlardı. Planladıkları son vurgun tüm paralarını ve görünüşe
göre hayatlarını yatırdıkları bir işti. Alman polisi bu istihbaratı alır almaz
soygun yerine baskın yaptı... Çift kaçarken kullandıkları arabanın freninin
patlaması sonucu bir köprüden aşağı uçtu ve yaşamlarını yitirdiler.
Onu şoke eden durum bu da değildi. Hiç görmedikleri
oğullarına bir de miras bırakmışlardı. Bu bir borçtu. Herhalde o an sorguladığı
kadar hiç sorgulamamıştı kaderi? Adalet miydi bu? Yaşadıkları, hissettikleri
çok fazlaydı sıradan bir bankacı için. Tüm bunları hak edecek ne yapmıştı oysa?
Toparlanması lazımdı. Bunun için gidilecek adres belliydi.
Hemen Türkiye’ye döndü, dedesinin yanına. işte beraber oturup konuştuklarında
dedesinin ağzından çıkan kelimeler adeta yumrukları savuşturan bir gard gibiydi
ya da dalgaları içeri sokmayan bir liman…
İşte tüm bu koşullar altında toparlandı çalışmaya, çalışmak
zorunda olduğu için de olsa devam etti ve de anne babasından ona kalan son
hatırayı da temizledi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)